<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[sefageldiniz.com - Türkçe Forumunuz  - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.sefageldiniz.com/</link>
		<description><![CDATA[sefageldiniz.com - Türkçe Forumunuz  - http://www.sefageldiniz.com]]></description>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 23:02:49 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[İsraf]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-%C4%B0sraf--4586</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:23:49 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-%C4%B0sraf--4586</guid>
			<description><![CDATA[İsraf, kat'i delillerle haramdır. İsraf, kalbin hastalıklarındandır ve kötü bir ahlaktır. İsraf hakkında Allâhü Teâlâ (mealen): "...İsraf etmeyiniz. Şüphe yok ki o, israf edenleri sevmez." (A'raf Suresi, ayet 31) buyurmuştur. Bu ayet, Allâhü Teâlâ'nın israf eden kulunu sevmediğinin delillerindendir. Allâh'ın muhabbetine mani olan şeyden daha çirkin bir şey yoktur. İsraf, Allâh'ın muhabbetinin ortadan kalkmasına sebep olur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Diğer bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: "...Ve saçıp savurma. Şüphe yok ki, saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleidir." (İsra Suresi, ayet 26-27) Yani şerlilikte şeytan gibidirler. Şeytanların dostları ve tabileridirler. Şeytanın kardeşi, şeytandır. O halde şeytanın kardeşliğini düşünmek gerekir. Şeytandan daha habis, rezil ne vardır. öyleyse şeytanın kardeşliğinden daha kuvvetli bir kötüleme yoktur.<br />
<br />
Allâhü Teâlâ malı müsriflere vermekten de, onları isimlerin en çirkinlerinden biri ile tabir ederek şöyle men'eder: mealen "Mallarınızı sefih(beyinsiz)lere vermeyin." (Nisa Suresi, ayet 5) Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) de malı meşru olmayan yerlerde harcayarak zayi etmekten men etmiştir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Ebu Berze (r.a.)'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Kul, kıyamet gününde dört şeyden sual edilinceye kadar ayağı bulunduğu yerden ayrılmaz:<br />
Ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne amel ettiğinden, malını nereden kazandığından ve malı nerede harcadığından, vücudunu (sıhhatini) nerede tükettiğinden."<br />
<br />
Yani, ömrünü hayırda mı şerde mi harcadı? malını helal yoldan mı, aram yoldan mı kazandı? malını hayıda mı günahta mı harcadı? Vücudunu Allâh'a ibaret ederek mi yoksa nefsinin hevasından mı tüketti?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[İsraf, kat'i delillerle haramdır. İsraf, kalbin hastalıklarındandır ve kötü bir ahlaktır. İsraf hakkında Allâhü Teâlâ (mealen): "...İsraf etmeyiniz. Şüphe yok ki o, israf edenleri sevmez." (A'raf Suresi, ayet 31) buyurmuştur. Bu ayet, Allâhü Teâlâ'nın israf eden kulunu sevmediğinin delillerindendir. Allâh'ın muhabbetine mani olan şeyden daha çirkin bir şey yoktur. İsraf, Allâh'ın muhabbetinin ortadan kalkmasına sebep olur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Diğer bir ayet-i kerimede şöyle buyurulmuştur: "...Ve saçıp savurma. Şüphe yok ki, saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleidir." (İsra Suresi, ayet 26-27) Yani şerlilikte şeytan gibidirler. Şeytanların dostları ve tabileridirler. Şeytanın kardeşi, şeytandır. O halde şeytanın kardeşliğini düşünmek gerekir. Şeytandan daha habis, rezil ne vardır. öyleyse şeytanın kardeşliğinden daha kuvvetli bir kötüleme yoktur.<br />
<br />
Allâhü Teâlâ malı müsriflere vermekten de, onları isimlerin en çirkinlerinden biri ile tabir ederek şöyle men'eder: mealen "Mallarınızı sefih(beyinsiz)lere vermeyin." (Nisa Suresi, ayet 5) Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) de malı meşru olmayan yerlerde harcayarak zayi etmekten men etmiştir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Ebu Berze (r.a.)'ın rivayet ettiği hadis-i şerifte şöyle buyurulmuştur: "Kul, kıyamet gününde dört şeyden sual edilinceye kadar ayağı bulunduğu yerden ayrılmaz:<br />
Ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne amel ettiğinden, malını nereden kazandığından ve malı nerede harcadığından, vücudunu (sıhhatini) nerede tükettiğinden."<br />
<br />
Yani, ömrünü hayırda mı şerde mi harcadı? malını helal yoldan mı, aram yoldan mı kazandı? malını hayıda mı günahta mı harcadı? Vücudunu Allâh'a ibaret ederek mi yoksa nefsinin hevasından mı tüketti?]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Medh ve Zem Karşısında İnsanlar]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Medh-ve-Zem-Kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1nda-%C4%B0nsanlar</link>
			<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 09:13:16 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Medh-ve-Zem-Kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1nda-%C4%B0nsanlar</guid>
			<description><![CDATA[Medih ve zem karşısında insanlar dört kısımdır.<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Birinci kısım: Medh sebebiyle memnun olur ve medhedene (övene) teşekkür eder. Zem karşısında da öfkelenir ve zemmedene (kötüleyene) karşı kin besler. Ona aynı şekilde mukabele eder ve aynı şekilde mukabele etmek ister. Bu kısım, insanların çoğunun içinde olduğu durumdur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. İkinci kısım: Zemmeden kimseye içinden kızar, fakat ona karşı aynı şekilde mukabele etmekten elini ve dilini tutar. Medhedene karşı içinde sevgi olur, memnuniyet duyar. Fakat sevincini ve memnuniyetini belli etmez. Bu da bir noksanlktır, fakat birinciye göre kamil bir durumdur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Ücüncü kısım: Bu, kemal derecesinin başıdır. Medhedilmek ile zemmedilmek onun için farksızdır. Zemmolunmak onu üzmez, medholunmak da onu sevindirmez.<br />
Bu kısmın alametleri: Medheden kimsenin ihtiyaçlarını karşılamak için gösterdiği arzu ve gayreti, zemmeden için de göstermek, medhedenin ölümüne üzüldüğü kadar zemmedeninikine de üzülmek, bir musibete uğradıkları zaman ikisine de aynı derecede üzülmek, bir musibete uğradıkları zaman ikisini de aynı derecede üzülmek, bir kusur işledikleri zaman zemmedenin kusurunu medhedeninkinden daha büyük görmemektir. Medheden yanında uzun müddet kaldığı zaman, bundan bir rahatsızlık duymadığı gibi zemmedenin kalmasından da rahatsızlık duymamaktır.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Dördüncü kısım: Medhi çirkin görür ve medhedenden hoşlanmaz. Çünkü onun kendisi aleyhinde bir fitne olduğunu ve kendisine zarar vereceğini bilir. kendini zemmedeni de sever. Çünkü o kendine ayıplarını bildirip, doğruyu gösterir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Tevazu'un başı, iyilik ve takva ile anılmayı çirkin görmen (onlardan hoşlanmaman)dır." buyurmuştur.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri, der ki: Bizim gibilerin en son ulaşabileceği ikimci kısımdır. Yani medhe sevindiğini ve zemme üzüldüğünü gizlemek, sözü ve hareketleri ile dışarıya bildirmemeye çalışmaktır. Fakat alametlerine baktığımız zaman bu kısımda olamadığımızı fark ederiz. Çünkü biz, ihtiyaçlarını görmekte, ikramda bulunmakta medhedeni semmeden üzerine tercih ederiz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Medih ve zem karşısında insanlar dört kısımdır.<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Birinci kısım: Medh sebebiyle memnun olur ve medhedene (övene) teşekkür eder. Zem karşısında da öfkelenir ve zemmedene (kötüleyene) karşı kin besler. Ona aynı şekilde mukabele eder ve aynı şekilde mukabele etmek ister. Bu kısım, insanların çoğunun içinde olduğu durumdur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. İkinci kısım: Zemmeden kimseye içinden kızar, fakat ona karşı aynı şekilde mukabele etmekten elini ve dilini tutar. Medhedene karşı içinde sevgi olur, memnuniyet duyar. Fakat sevincini ve memnuniyetini belli etmez. Bu da bir noksanlktır, fakat birinciye göre kamil bir durumdur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Ücüncü kısım: Bu, kemal derecesinin başıdır. Medhedilmek ile zemmedilmek onun için farksızdır. Zemmolunmak onu üzmez, medholunmak da onu sevindirmez.<br />
Bu kısmın alametleri: Medheden kimsenin ihtiyaçlarını karşılamak için gösterdiği arzu ve gayreti, zemmeden için de göstermek, medhedenin ölümüne üzüldüğü kadar zemmedeninikine de üzülmek, bir musibete uğradıkları zaman ikisine de aynı derecede üzülmek, bir musibete uğradıkları zaman ikisini de aynı derecede üzülmek, bir kusur işledikleri zaman zemmedenin kusurunu medhedeninkinden daha büyük görmemektir. Medheden yanında uzun müddet kaldığı zaman, bundan bir rahatsızlık duymadığı gibi zemmedenin kalmasından da rahatsızlık duymamaktır.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Dördüncü kısım: Medhi çirkin görür ve medhedenden hoşlanmaz. Çünkü onun kendisi aleyhinde bir fitne olduğunu ve kendisine zarar vereceğini bilir. kendini zemmedeni de sever. Çünkü o kendine ayıplarını bildirip, doğruyu gösterir.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Tevazu'un başı, iyilik ve takva ile anılmayı çirkin görmen (onlardan hoşlanmaman)dır." buyurmuştur.<br />
<br />
İmam-ı Gazali hazretleri, der ki: Bizim gibilerin en son ulaşabileceği ikimci kısımdır. Yani medhe sevindiğini ve zemme üzüldüğünü gizlemek, sözü ve hareketleri ile dışarıya bildirmemeye çalışmaktır. Fakat alametlerine baktığımız zaman bu kısımda olamadığımızı fark ederiz. Çünkü biz, ihtiyaçlarını görmekte, ikramda bulunmakta medhedeni semmeden üzerine tercih ederiz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Fuzuli Konuşmanın Zararları]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Fuzuli-Konu%C5%9Fman%C4%B1n-Zararlar%C4%B1</link>
			<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 08:55:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Fuzuli-Konu%C5%9Fman%C4%B1n-Zararlar%C4%B1</guid>
			<description><![CDATA[Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Faydası olmayan şeyleri konuşarak vakit zayi edilmemelidir. İnsan ömrünü nerede harcadığından hesaba çekilecektir. Zira o hayırlı olanı kötü olan ile değiştirmiş olur. Çünkü boşa geçirdiği zamanlarda Allâhü Teâlâ'yı zikretseydi veya sükut edip tefekkür ile meşgul olsaydı elbette büyük derecelere nail olurdu.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; "Kişinin malayaniyi (faydasız şeyleri) terk etmesi, onun müslümanlığının güzelliğindendir."<br />
<br />
Fazla konuşmak, tekrarında fayda olmayan şeyleni tekrar etmek ve lüzumundan fazla konuşmaktır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilinin fazla konuşmaktan tutan ve malının fazlasını infak eden kimseye müjdeler olsun."<br />
<br />
Bilal bin Haris (r.a.), Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Bir kimse ulaşacağı makamı düşünmeden Allâh'ın razı olduğu bir kelimeyi konuşur, Allâh onun için bu konuşmasına mukabil Allâh'a kavuşacağı güne kadar rızasını yazar. Bir kimse ulaşacağı makamı düşünmeden Allâh'ın gazaplandığı bir kemileyi konuşur ve Allâh ona kıyamete kadar gazabını yazar."<br />
<br />
Tabiin'in büyüklerinden Hz. Alkame 'r.a.) şöyle derdi: Nice söylenecek söz ve hadis-i şerif var ama Bilal bin Haris'in rivayet ettiği hadis-i şerif beni ondan men etti.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Faydası olmayan şeyleri konuşarak vakit zayi edilmemelidir. İnsan ömrünü nerede harcadığından hesaba çekilecektir. Zira o hayırlı olanı kötü olan ile değiştirmiş olur. Çünkü boşa geçirdiği zamanlarda Allâhü Teâlâ'yı zikretseydi veya sükut edip tefekkür ile meşgul olsaydı elbette büyük derecelere nail olurdu.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki; "Kişinin malayaniyi (faydasız şeyleri) terk etmesi, onun müslümanlığının güzelliğindendir."<br />
<br />
Fazla konuşmak, tekrarında fayda olmayan şeyleni tekrar etmek ve lüzumundan fazla konuşmaktır. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: "Dilinin fazla konuşmaktan tutan ve malının fazlasını infak eden kimseye müjdeler olsun."<br />
<br />
Bilal bin Haris (r.a.), Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Bir kimse ulaşacağı makamı düşünmeden Allâh'ın razı olduğu bir kelimeyi konuşur, Allâh onun için bu konuşmasına mukabil Allâh'a kavuşacağı güne kadar rızasını yazar. Bir kimse ulaşacağı makamı düşünmeden Allâh'ın gazaplandığı bir kemileyi konuşur ve Allâh ona kıyamete kadar gazabını yazar."<br />
<br />
Tabiin'in büyüklerinden Hz. Alkame 'r.a.) şöyle derdi: Nice söylenecek söz ve hadis-i şerif var ama Bilal bin Haris'in rivayet ettiği hadis-i şerif beni ondan men etti.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ana Babanın Vazifelerinden Bazıları]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ana-Baban%C4%B1n-Vazifelerinden-Baz%C4%B1lar%C4%B1</link>
			<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 08:48:24 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ana-Baban%C4%B1n-Vazifelerinden-Baz%C4%B1lar%C4%B1</guid>
			<description><![CDATA[Annenin çocuğunu emzirmesi sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuk için anasının sütünden daha hayırlı süt yoktur." buyurmuştur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Ana baba, yeni doğan çocuğun ağlamasından rahatsız olmamalı. Çünkü çocuğun ağlaması; zikir, tehlil ve Allâh'ı hamd, ana babası için de dua ve istiğfardır.<br />
<br />
Ana baba çocuk konuşmaya başladığı zaman önce, yedi defa tekrar ederek kelime-i tevhidi (La ilahe illallah) öğretir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Yedi yaşına geldiği zaman namaz kılmasını söyler, on yaşına geldiği zaman, namaz kılmıyorsa (hafifçe) vurur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuklarınız yedi yaşına geldikleri zaman namaz kılmalarını emredin. On yaşına geldikleri zaman da (namaz mılmazlarsa hafifçe) vurunuz." buyurmuştur.<br />
<br />
On yaşına geliği zaman yatağını ayırmalı. onlara merhamet ve lütufla muamele etmeli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Bir kimsenin ailesinin; çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını karşılaması Allâhü Teâlâ'nın gadabını söndürür, kişinin sevab ve derecelerini arttırır." buyurmuştur.<br />
<br />
Çocuğun yaramazlığına üzülmemelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuğun küçüklüğündeki yaramazlığı, büyüdüğü zaman aklının ziyade (çok zeki ve akıllı) olacağına alamettir." buyurmuştur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Çocukları şefkat ve merhametle öpmeli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuklarınızı çok öpünüz. Çünkü sizin her öpmenize karşılık cennette bir derece vardır." buyurmuştur.<br />
<br />
Sahabeden akra' (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i, torunu hz. Hasan'ı öperken görünce 'Benim on tane evladım var, onlardan hiçbirini öpmedim.' dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Merhamet etmeyene merhamed olunmaz." buyurdu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Annenin çocuğunu emzirmesi sünnettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuk için anasının sütünden daha hayırlı süt yoktur." buyurmuştur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Ana baba, yeni doğan çocuğun ağlamasından rahatsız olmamalı. Çünkü çocuğun ağlaması; zikir, tehlil ve Allâh'ı hamd, ana babası için de dua ve istiğfardır.<br />
<br />
Ana baba çocuk konuşmaya başladığı zaman önce, yedi defa tekrar ederek kelime-i tevhidi (La ilahe illallah) öğretir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Yedi yaşına geldiği zaman namaz kılmasını söyler, on yaşına geldiği zaman, namaz kılmıyorsa (hafifçe) vurur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuklarınız yedi yaşına geldikleri zaman namaz kılmalarını emredin. On yaşına geldikleri zaman da (namaz mılmazlarsa hafifçe) vurunuz." buyurmuştur.<br />
<br />
On yaşına geliği zaman yatağını ayırmalı. onlara merhamet ve lütufla muamele etmeli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Bir kimsenin ailesinin; çoluk çocuğunun ihtiyaçlarını karşılaması Allâhü Teâlâ'nın gadabını söndürür, kişinin sevab ve derecelerini arttırır." buyurmuştur.<br />
<br />
Çocuğun yaramazlığına üzülmemelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuğun küçüklüğündeki yaramazlığı, büyüdüğü zaman aklının ziyade (çok zeki ve akıllı) olacağına alamettir." buyurmuştur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Çocukları şefkat ve merhametle öpmeli. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Çocuklarınızı çok öpünüz. Çünkü sizin her öpmenize karşılık cennette bir derece vardır." buyurmuştur.<br />
<br />
Sahabeden akra' (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'i, torunu hz. Hasan'ı öperken görünce 'Benim on tane evladım var, onlardan hiçbirini öpmedim.' dedi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Merhamet etmeyene merhamed olunmaz." buyurdu.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Ruhi Bey Nasılım VI]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-VI</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 13:52:15 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-VI</guid>
			<description><![CDATA[Nasıl olacaksınız Ruhi Bey<br />
Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey<br />
Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi Bey<br />
Böyle sabah sabah Ruhi Bey<br />
Akşsefageldiniz.com akşsefageldiniz.com Ruhi Bey<br />
Akşsefageldiniz.com sabah Ruhi Bey<br />
Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey<br />
Yakalım Ruhi Bey, yakalım<br />
Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey<br />
Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey<br />
Ne olur ne olmaz<br />
Önümüz kış Ruhi Bey<br />
Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey<br />
- İyiyim, iyiyim.<br />
<br />
        (Gelsem gelsem bir solgunluktan gelirim<br />
        Kızgın bir sardunyanın üstelik üvey çocuğu<br />
        Pembe pembe azarlanırım<br />
        O ölür ben azarlanırım<br />
        Kocaman bir konakta uzarım kısalırım<br />
        Ellerim tırnaklarım<br />
        Yeni kırpılmış bir koyun derisi gibi pespembe<br />
        Ve sıcak<br />
        Gözlerim, gözlerim benim<br />
        Denizi ilk defa gören bir çocuğun<br />
        Birdenbire yaşlanması neyse.)<br />
<br />
Sizinle görüşelim Ruhi Bey<br />
Vaktim yok, vaktim yok<br />
Ruhi Bey, görüşelim<br />
Vaktim yok görüşmeye kimseyle<br />
Ruhi Bey<br />
Kendimle bile, kendimle bile.<br />
        (Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez<br />
         Ama hiç kimse.)<br />
<br />
Edip Cansever]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Nasıl olacaksınız Ruhi Bey<br />
Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey<br />
Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi Bey<br />
Böyle sabah sabah Ruhi Bey<br />
Akşsefageldiniz.com akşsefageldiniz.com Ruhi Bey<br />
Akşsefageldiniz.com sabah Ruhi Bey<br />
Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey<br />
Yakalım Ruhi Bey, yakalım<br />
Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey<br />
Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey<br />
Ne olur ne olmaz<br />
Önümüz kış Ruhi Bey<br />
Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey<br />
- İyiyim, iyiyim.<br />
<br />
        (Gelsem gelsem bir solgunluktan gelirim<br />
        Kızgın bir sardunyanın üstelik üvey çocuğu<br />
        Pembe pembe azarlanırım<br />
        O ölür ben azarlanırım<br />
        Kocaman bir konakta uzarım kısalırım<br />
        Ellerim tırnaklarım<br />
        Yeni kırpılmış bir koyun derisi gibi pespembe<br />
        Ve sıcak<br />
        Gözlerim, gözlerim benim<br />
        Denizi ilk defa gören bir çocuğun<br />
        Birdenbire yaşlanması neyse.)<br />
<br />
Sizinle görüşelim Ruhi Bey<br />
Vaktim yok, vaktim yok<br />
Ruhi Bey, görüşelim<br />
Vaktim yok görüşmeye kimseyle<br />
Ruhi Bey<br />
Kendimle bile, kendimle bile.<br />
        (Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez<br />
         Ama hiç kimse.)<br />
<br />
Edip Cansever]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Ruhi Bey Nasılım V]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-V</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 13:48:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-V</guid>
			<description><![CDATA[Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey<br />
Nasılım<br />
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim<br />
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim<br />
Kapıyı iyice kapadım<br />
- Kapadım mı, evet, kapadım -<br />
Çitlenbik ağacının altından geçtim<br />
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım<br />
Dişlerimle sıyırdım<br />
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler<br />
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum<br />
Azıcık gülümsedim<br />
Ve dünya bana gülümsedi<br />
Çakılların üstünden yürüdüm<br />
Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki<br />
Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi<br />
İyice duydum<br />
Çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım<br />
- Çok yüksekti. Deniz dibi renginde ve demirdendi. Üstünde aslan başı<br />
        kabartmalar vardı. İki yanında çok yüksek iki duvar uzar giderdi.<br />
        Dışardan çsefageldiniz.com ğaçları görünürdü. Bir kırbaç gibi görünürdü. Ve<br />
        ağaçların üstünde kırbaç kılıflarına benzeyen ve evlatlıkların mavi<br />
        pazen giysilerini andıran kalınlaşmış bir gökyüzü dururdu -<br />
On sekiz on beş trenine yetiştim<br />
Geniş kadife koltuğa oturdum<br />
Puromu yaktım - iki kibrit harcadım -<br />
Akşsefageldiniz.com gazetelerinde pek bir şey yoktu<br />
Haydarpaşa'ya kadar bulmaca çözdüm<br />
İskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı<br />
Bakışından tedirgin oldum<br />
Giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı<br />
Vapurla Karaköy'e geçtim<br />
Tokatlı'ya uğradım<br />
Köprüden aldığım Fransız dergilerini karıştırdım<br />
Kirazla bir kadeh rakı içtim<br />
Çıkarken boy aynasında kendime baktım<br />
Oldukça yakışıklıydım<br />
Gömleğim temizdi, beyaz ceketim<br />
Tertemizdi ve ayakkabılarım<br />
Pantolonum ütülü<br />
Yelek cebimde ince altın bir zincir<br />
Sarı ve ince bıyıklarım<br />
Tam Ruhi Bey bıyığıydı<br />
Ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı<br />
- Zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı -<br />
Boynumda menekşe rengi bir papyon<br />
Hafifçe sarkık<br />
Dudağımda bitti bitecek bir sigara<br />
Kenarında dudağımın<br />
Dışarı çıktım.<br />
Tünele bindim, Asmalımescit'teki Viyana lokantasına geldim.<br />
Avusturyalı karı koca beni karşıladılar<br />
İkisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni<br />
        karşıladılar<br />
Benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. Beyaz Ruslardandılar, gözleri<br />
        necef taşı gibi sert ve parlaktı<br />
Tezgahta bir Leh Yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla<br />
        çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı.<br />
Soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler<br />
Üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler<br />
Çıkarken bolca bahşiş bıraktım.<br />
Markiz'e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim<br />
Düzeltip arada bir bıyıklarımı<br />
Uçları hafifçe ıslak<br />
Bir ara pencere camında kendime baktım<br />
Baktım ki, ben Ruhi Bey<br />
Nasıl olan Ruhi Bey<br />
Daha nasılım.<br />
<br />
Oradan Galatasaray'a kadar yürüdüm<br />
Bir kadının pembe beyaz teni dağılıp uçuşarak<br />
Gezindi ortalıkta bir süre<br />
Ve durdum<br />
Durdum bu güzel yaz ikindisinden çıkıp<br />
Bambaşka bir sonbahar sabahını giyinceye kadar Nasılım.<br />
<br />
Edip Cansever]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey<br />
Nasılım<br />
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim<br />
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim<br />
Kapıyı iyice kapadım<br />
- Kapadım mı, evet, kapadım -<br />
Çitlenbik ağacının altından geçtim<br />
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım<br />
Dişlerimle sıyırdım<br />
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler<br />
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum<br />
Azıcık gülümsedim<br />
Ve dünya bana gülümsedi<br />
Çakılların üstünden yürüdüm<br />
Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki<br />
Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi<br />
İyice duydum<br />
Çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım<br />
- Çok yüksekti. Deniz dibi renginde ve demirdendi. Üstünde aslan başı<br />
        kabartmalar vardı. İki yanında çok yüksek iki duvar uzar giderdi.<br />
        Dışardan çsefageldiniz.com ğaçları görünürdü. Bir kırbaç gibi görünürdü. Ve<br />
        ağaçların üstünde kırbaç kılıflarına benzeyen ve evlatlıkların mavi<br />
        pazen giysilerini andıran kalınlaşmış bir gökyüzü dururdu -<br />
On sekiz on beş trenine yetiştim<br />
Geniş kadife koltuğa oturdum<br />
Puromu yaktım - iki kibrit harcadım -<br />
Akşsefageldiniz.com gazetelerinde pek bir şey yoktu<br />
Haydarpaşa'ya kadar bulmaca çözdüm<br />
İskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı<br />
Bakışından tedirgin oldum<br />
Giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı<br />
Vapurla Karaköy'e geçtim<br />
Tokatlı'ya uğradım<br />
Köprüden aldığım Fransız dergilerini karıştırdım<br />
Kirazla bir kadeh rakı içtim<br />
Çıkarken boy aynasında kendime baktım<br />
Oldukça yakışıklıydım<br />
Gömleğim temizdi, beyaz ceketim<br />
Tertemizdi ve ayakkabılarım<br />
Pantolonum ütülü<br />
Yelek cebimde ince altın bir zincir<br />
Sarı ve ince bıyıklarım<br />
Tam Ruhi Bey bıyığıydı<br />
Ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı<br />
- Zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı -<br />
Boynumda menekşe rengi bir papyon<br />
Hafifçe sarkık<br />
Dudağımda bitti bitecek bir sigara<br />
Kenarında dudağımın<br />
Dışarı çıktım.<br />
Tünele bindim, Asmalımescit'teki Viyana lokantasına geldim.<br />
Avusturyalı karı koca beni karşıladılar<br />
İkisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni<br />
        karşıladılar<br />
Benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. Beyaz Ruslardandılar, gözleri<br />
        necef taşı gibi sert ve parlaktı<br />
Tezgahta bir Leh Yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla<br />
        çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı.<br />
Soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler<br />
Üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler<br />
Çıkarken bolca bahşiş bıraktım.<br />
Markiz'e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim<br />
Düzeltip arada bir bıyıklarımı<br />
Uçları hafifçe ıslak<br />
Bir ara pencere camında kendime baktım<br />
Baktım ki, ben Ruhi Bey<br />
Nasıl olan Ruhi Bey<br />
Daha nasılım.<br />
<br />
Oradan Galatasaray'a kadar yürüdüm<br />
Bir kadının pembe beyaz teni dağılıp uçuşarak<br />
Gezindi ortalıkta bir süre<br />
Ve durdum<br />
Durdum bu güzel yaz ikindisinden çıkıp<br />
Bambaşka bir sonbahar sabahını giyinceye kadar Nasılım.<br />
<br />
Edip Cansever]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Ruhi Bey Nasılım IV]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-IV</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 13:47:54 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-IV</guid>
			<description><![CDATA[Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar<br />
Denize bırakılmış çöpler gibi<br />
Yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi<br />
Geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.<br />
<br />
Bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi<br />
Bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında<br />
İçinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı<br />
Çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde<br />
Ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen<br />
Kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla<br />
Yağmurlu bir sundurmaya<br />
Ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın<br />
Pencerelerde ve her yanda.<br />
<br />
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi<br />
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi<br />
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.<br />
<br />
        (Nerdeyim<br />
        Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim<br />
        Para bozduranların az çok bildiği<br />
        Adres soranların gene bildiği<br />
        Bir sokakta bir aşağı bir yukarı<br />
        Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği<br />
        Amansız bir güceniğim.)<br />
<br />
Geri getiriyor bunları rüzgar<br />
Geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da<br />
İniltili, hasta bir konağı da<br />
Çatısında baykuşların tünediği<br />
Birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda<br />
Ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp<br />
Suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği<br />
Bir konağı ve konağın olanca görkemini<br />
Geri getiriyor rüzgar.<br />
<br />
        (Konaksa yandı çoktan<br />
        Tertemiz bir asfalt ezip geçti onu<br />
        İyi biliyorum tertemiz bir asfalt<br />
        Ezip geçti onu<br />
        Kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)<br />
<br />
Ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı<br />
Caddeler, işhanları  kahveler ayarlandı<br />
Meyhaneler, genelevler<br />
Pasajlar, dar sokaklar, geçitler<br />
Soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey<br />
Ve bütün ilişkiler<br />
Birden yerini aldı.<br />
<br />
Ve her şey yetişti gene<br />
Sarı bir çarşambadan<br />
Kahverengi bir cumartesiye.<br />
<br />
Edip Cansever]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar<br />
Denize bırakılmış çöpler gibi<br />
Yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi<br />
Geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.<br />
<br />
Bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi<br />
Bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında<br />
İçinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı<br />
Çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde<br />
Ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen<br />
Kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla<br />
Yağmurlu bir sundurmaya<br />
Ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın<br />
Pencerelerde ve her yanda.<br />
<br />
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi<br />
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi<br />
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.<br />
<br />
        (Nerdeyim<br />
        Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim<br />
        Para bozduranların az çok bildiği<br />
        Adres soranların gene bildiği<br />
        Bir sokakta bir aşağı bir yukarı<br />
        Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği<br />
        Amansız bir güceniğim.)<br />
<br />
Geri getiriyor bunları rüzgar<br />
Geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da<br />
İniltili, hasta bir konağı da<br />
Çatısında baykuşların tünediği<br />
Birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda<br />
Ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp<br />
Suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği<br />
Bir konağı ve konağın olanca görkemini<br />
Geri getiriyor rüzgar.<br />
<br />
        (Konaksa yandı çoktan<br />
        Tertemiz bir asfalt ezip geçti onu<br />
        İyi biliyorum tertemiz bir asfalt<br />
        Ezip geçti onu<br />
        Kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)<br />
<br />
Ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı<br />
Caddeler, işhanları  kahveler ayarlandı<br />
Meyhaneler, genelevler<br />
Pasajlar, dar sokaklar, geçitler<br />
Soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey<br />
Ve bütün ilişkiler<br />
Birden yerini aldı.<br />
<br />
Ve her şey yetişti gene<br />
Sarı bir çarşambadan<br />
Kahverengi bir cumartesiye.<br />
<br />
Edip Cansever]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Ruhi Bey Nasılım III]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-III</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 13:47:12 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-III</guid>
			<description><![CDATA[Ve her şey dönüştü işte<br />
Kahverengi bir çarşambadan<br />
Sapsarı bir cumartesiye.<br />
<br />
Ansızın bir rüzgar çıktı demin<br />
Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar<br />
Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü<br />
Yakıyor gözkapaklarımı da<br />
Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir<br />
Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.<br />
<br />
        (Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?<br />
        1 - İşte bir zambağın özsuyunun içilişi gibi<br />
        2 - Süt emer gibi bir memeden<br />
            Bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi<br />
        3 - Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)<br />
<br />
(Ansak mı anmasak mı<br />
Yeri mi şimdi değil mi<br />
Bir tren yolculuğunda ve her yerde<br />
Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini<br />
Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi<br />
Saatler iyi<br />
Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi<br />
Ve bütün yolcuların dalgın<br />
Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini<br />
Görünüşte kararsız<br />
Görünüşte üzgün, endişeli<br />
Görsek mi acaba, görmesek mi<br />
Açıp da kapalı gözlerini arada<br />
Şöyle bir görünümü tek bir solukta<br />
Yalandan, inatla içine çekenleri<br />
Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken<br />
Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini<br />
Bir tilki çevikliğiyle, acele<br />
Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği<br />
Bilmem ki, görmesek mi<br />
Durunca tren bir istasyonda<br />
Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda<br />
Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp<br />
Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi<br />
Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla<br />
Tutarak parmaklarıyla yalancı<br />
Ve ucuzundan bir kolyeyi<br />
Acaba görmesek mi<br />
Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.<br />
<br />
Ansak mı anmasak mı acaba<br />
Yeri mi şimdi, değil mi<br />
Sırasını bekleyen bir kadının, hasta<br />
Gereğinden fazla abartılmış yüzünü<br />
Besbelli iğrenirdiniz<br />
Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına<br />
Bir duvar saatine ya da kapıya<br />
Telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun<br />
Kısaca<br />
Kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-<br />
Gördünüz, görüverdiniz bir daha<br />
Sıyrılmış acılardan ansızın<br />
Sevecen, durgun, sade<br />
O yüzü<br />
Belki de, orda, acele<br />
Karar verdiniz<br />
Bir anneniz olsun isterdiniz böyle<br />
Ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu<br />
Her neyse...<br />
<br />
Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de<br />
Ben uzun yolları hiç sevmem<br />
Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar<br />
Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)<br />
<br />
Edip Cansever]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ve her şey dönüştü işte<br />
Kahverengi bir çarşambadan<br />
Sapsarı bir cumartesiye.<br />
<br />
Ansızın bir rüzgar çıktı demin<br />
Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar<br />
Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü<br />
Yakıyor gözkapaklarımı da<br />
Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir<br />
Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.<br />
<br />
        (Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?<br />
        1 - İşte bir zambağın özsuyunun içilişi gibi<br />
        2 - Süt emer gibi bir memeden<br />
            Bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi<br />
        3 - Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)<br />
<br />
(Ansak mı anmasak mı<br />
Yeri mi şimdi değil mi<br />
Bir tren yolculuğunda ve her yerde<br />
Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini<br />
Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi<br />
Saatler iyi<br />
Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi<br />
Ve bütün yolcuların dalgın<br />
Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini<br />
Görünüşte kararsız<br />
Görünüşte üzgün, endişeli<br />
Görsek mi acaba, görmesek mi<br />
Açıp da kapalı gözlerini arada<br />
Şöyle bir görünümü tek bir solukta<br />
Yalandan, inatla içine çekenleri<br />
Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken<br />
Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini<br />
Bir tilki çevikliğiyle, acele<br />
Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği<br />
Bilmem ki, görmesek mi<br />
Durunca tren bir istasyonda<br />
Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda<br />
Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp<br />
Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi<br />
Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla<br />
Tutarak parmaklarıyla yalancı<br />
Ve ucuzundan bir kolyeyi<br />
Acaba görmesek mi<br />
Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.<br />
<br />
Ansak mı anmasak mı acaba<br />
Yeri mi şimdi, değil mi<br />
Sırasını bekleyen bir kadının, hasta<br />
Gereğinden fazla abartılmış yüzünü<br />
Besbelli iğrenirdiniz<br />
Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına<br />
Bir duvar saatine ya da kapıya<br />
Telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun<br />
Kısaca<br />
Kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-<br />
Gördünüz, görüverdiniz bir daha<br />
Sıyrılmış acılardan ansızın<br />
Sevecen, durgun, sade<br />
O yüzü<br />
Belki de, orda, acele<br />
Karar verdiniz<br />
Bir anneniz olsun isterdiniz böyle<br />
Ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu<br />
Her neyse...<br />
<br />
Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de<br />
Ben uzun yolları hiç sevmem<br />
Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar<br />
Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)<br />
<br />
Edip Cansever]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Ruhi Bey Nasılım II]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-II</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 13:46:30 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-II</guid>
			<description><![CDATA[Ve her şey hızla yetişti sonra<br />
Sarı bir günün kahverengi yarınına.<br />
<br />
Yıkılmış bir ağacın üstünde yıllarca oturdum da<br />
Gözleri avına benzeyen bir avcıydım sanki<br />
Ağaç da çürümüş zaten<br />
Kazımış, oymuş bir yerlerinden gelip geçen onu<br />
Ağaç mı, içi yıllarla dolu bir kutu mu<br />
Çözmek için mi acaba içlerindeki bir gizi<br />
-Gizi mi, bir giz gereksinmesini mi-<br />
Yoklamışlar orasından burasından<br />
Kim bilir.<br />
<br />
Ama sessizlikten başka ne bulmuşlar<br />
Önemsiz bir iki anıdanbaşka<br />
Ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında<br />
Sorarım ne bulmuşlar<br />
Çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da<br />
Anılar.<br />
<br />
Oysa bambaşka şeyler olmalıydı ağaçta<br />
Kazılmış, oyulmuş yerlerinde ağacın<br />
Buruk mayhoş, daha çok da bir zehir tadındaki<br />
Bir şeyler olmalıydı. Ve sanki<br />
Yıllar var ki saklamışım orda ben<br />
<br />
Saklamışım anlaşılan<br />
Odasında yapayalnız doğuran bir kadının<br />
Dışa vurmak istemediği<br />
Ya da pek gereksinmediği<br />
O iniltiyi andıran<br />
Duyurulmayan her şeyi.<br />
<br />
Edip Cansever]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ve her şey hızla yetişti sonra<br />
Sarı bir günün kahverengi yarınına.<br />
<br />
Yıkılmış bir ağacın üstünde yıllarca oturdum da<br />
Gözleri avına benzeyen bir avcıydım sanki<br />
Ağaç da çürümüş zaten<br />
Kazımış, oymuş bir yerlerinden gelip geçen onu<br />
Ağaç mı, içi yıllarla dolu bir kutu mu<br />
Çözmek için mi acaba içlerindeki bir gizi<br />
-Gizi mi, bir giz gereksinmesini mi-<br />
Yoklamışlar orasından burasından<br />
Kim bilir.<br />
<br />
Ama sessizlikten başka ne bulmuşlar<br />
Önemsiz bir iki anıdanbaşka<br />
Ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında<br />
Sorarım ne bulmuşlar<br />
Çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da<br />
Anılar.<br />
<br />
Oysa bambaşka şeyler olmalıydı ağaçta<br />
Kazılmış, oyulmuş yerlerinde ağacın<br />
Buruk mayhoş, daha çok da bir zehir tadındaki<br />
Bir şeyler olmalıydı. Ve sanki<br />
Yıllar var ki saklamışım orda ben<br />
<br />
Saklamışım anlaşılan<br />
Odasında yapayalnız doğuran bir kadının<br />
Dışa vurmak istemediği<br />
Ya da pek gereksinmediği<br />
O iniltiyi andıran<br />
Duyurulmayan her şeyi.<br />
<br />
Edip Cansever]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Ruhi Bey Nasılım I]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-I</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 13:45:59 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ruhi-Bey-Nas%C4%B1l%C4%B1m-I</guid>
			<description><![CDATA[Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda<br />
Gördüm ben bu yaşsefageldiniz.com boyu iniltiyi<br />
Büyük bahçelerin küçük içinde<br />
Saksılardan birinde<br />
Gördüm de<br />
Uyurken uyandırılmış gibi<br />
Beni bir sardunya büyüttü belki.<br />
<br />
O ben ki<br />
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi<br />
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi<br />
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.<br />
<br />
Ne peki<br />
Yere dökülen bir un sessizliği mi<br />
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi<br />
İşini bitirmiş bir org tamircisinin<br />
Tuşlardan birine dokunacakkenki<br />
Dikkati ve tedirginliği mi.<br />
<br />
Bekler mi beni<br />
Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen<br />
Bir sürü yaz gününün içinde<br />
Acaba bekler mi beni<br />
Uykularım, o sonsuz uykularım<br />
Yanmış bir limonluktaki<br />
- Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde<br />
Sesini hiç eksiltmeyen -<br />
Ama bilmez miyim ben<br />
Bilmez miyim hiç<br />
Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine<br />
Kısacık bir zaman olmalıydı elimde<br />
Turfanda meyva gibi bir zaman<br />
Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği<br />
Geçerek erguvanların dönemecinden<br />
Leylakların dörtyol ağzından<br />
Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına<br />
Acının dudaklarına ve geçmişin<br />
Bir yaban gülü yaprağı gibi beni<br />
Ama ne gezer.<br />
<br />
Korkmuyorum artık solmaktan<br />
Solmaktan ve solgunluktan<br />
Gelmişim nerelerden böyle<br />
Kurumuş bir dere yatağı gibi<br />
Ya da pek kurumamış da<br />
Baygın, hasta ya da cançekişen<br />
Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında<br />
Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini<br />
Yorgun düşerek taşımaktan<br />
Ve ne çıkar ayırmasam kendimi<br />
Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.<br />
<br />
Koylardan<br />
Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da<br />
Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan<br />
Ayırmasam kendimi<br />
Diyorum ayırmasam<br />
Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-<br />
İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri<br />
Cepleri yüreği cepleri<br />
Ayırmasam da ben<br />
Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni<br />
Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan<br />
Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan<br />
Bu kımıltısız gövde<br />
Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi<br />
Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların<br />
Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman<br />
O müthiş öğle sıcağında<br />
Pencerenin önünde örgü ören birinin<br />
- Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-<br />
Görülmediği gibi<br />
Ama var mıydı sanki görülmek isteyen<br />
Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.<br />
<br />
Edip Cansever]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda<br />
Gördüm ben bu yaşsefageldiniz.com boyu iniltiyi<br />
Büyük bahçelerin küçük içinde<br />
Saksılardan birinde<br />
Gördüm de<br />
Uyurken uyandırılmış gibi<br />
Beni bir sardunya büyüttü belki.<br />
<br />
O ben ki<br />
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi<br />
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi<br />
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.<br />
<br />
Ne peki<br />
Yere dökülen bir un sessizliği mi<br />
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi<br />
İşini bitirmiş bir org tamircisinin<br />
Tuşlardan birine dokunacakkenki<br />
Dikkati ve tedirginliği mi.<br />
<br />
Bekler mi beni<br />
Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen<br />
Bir sürü yaz gününün içinde<br />
Acaba bekler mi beni<br />
Uykularım, o sonsuz uykularım<br />
Yanmış bir limonluktaki<br />
- Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde<br />
Sesini hiç eksiltmeyen -<br />
Ama bilmez miyim ben<br />
Bilmez miyim hiç<br />
Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine<br />
Kısacık bir zaman olmalıydı elimde<br />
Turfanda meyva gibi bir zaman<br />
Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği<br />
Geçerek erguvanların dönemecinden<br />
Leylakların dörtyol ağzından<br />
Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına<br />
Acının dudaklarına ve geçmişin<br />
Bir yaban gülü yaprağı gibi beni<br />
Ama ne gezer.<br />
<br />
Korkmuyorum artık solmaktan<br />
Solmaktan ve solgunluktan<br />
Gelmişim nerelerden böyle<br />
Kurumuş bir dere yatağı gibi<br />
Ya da pek kurumamış da<br />
Baygın, hasta ya da cançekişen<br />
Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında<br />
Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini<br />
Yorgun düşerek taşımaktan<br />
Ve ne çıkar ayırmasam kendimi<br />
Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.<br />
<br />
Koylardan<br />
Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da<br />
Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan<br />
Ayırmasam kendimi<br />
Diyorum ayırmasam<br />
Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-<br />
İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri<br />
Cepleri yüreği cepleri<br />
Ayırmasam da ben<br />
Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni<br />
Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan<br />
Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan<br />
Bu kımıltısız gövde<br />
Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi<br />
Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların<br />
Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman<br />
O müthiş öğle sıcağında<br />
Pencerenin önünde örgü ören birinin<br />
- Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-<br />
Görülmediği gibi<br />
Ama var mıydı sanki görülmek isteyen<br />
Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.<br />
<br />
Edip Cansever]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zekâtta Dikkat Edilecek Hususlar]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Zek%C3%A2tta-Dikkat-Edilecek-Hususlar</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 09:05:30 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Zek%C3%A2tta-Dikkat-Edilecek-Hususlar</guid>
			<description><![CDATA[Cenâb-ı Hak, Bakara Suresi'nin 43. ayet-i kerimesinde (mealen) "Hem namazı dürüst kılın ve zekatı verin..." buyurmuşlardır. zekat mali ibadetlerin en mühimidir. kur'ân-ı kerim'de seksenden fazla ayet-i celilede zikredilmiştir. Zekat, temizleyici bir ibadettir. Zekat ibadeti, hem zekatı verilen malı, hem de zekat veren kimseyi temizler. Nitekim ayet-i kerimede "Onların mallarından bir sadaka (zekat) al ki, onunla kendilerini tezkiye etmiş, temizlemiş olursun..." (Tevbe suresi, ayet 103), hadis-i şerifte "Mallarınızı zekat ile koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz, belaları dia ve niyaz ile karşılayınız." buyurulmuştur.<br />
<br />
Zekatı vermek için müttaki, yani Allâhü Teâlâ'dan korkan ve itaat edenleri sseçmek, onların takvalarını arttırır ve mükafatı büyük olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Yemeğinizi müttaki kimselere yedirin, sadakalarınızı da mü'minlere verin." buyurmuştur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Bilhassa ilim tahsil eden veya ilim sahibi ve ihlaslı fakirleri seçmek. Çünkü Allâh rızası niyeti ile ilim tahsili en büyük ibadettir. İbn-i Mübarek (rh.) sadakalarını bilhassa alimlerin fakirlerine verirdi. niçin böyle yaptığı sorulduğunda; "Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum. ilim sahiplerinin ihtiyacını temin ederek, okumalarını sağlamak daha makbuldür." diye cevab vermiştir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. En iyisi nimetin Allâh'tan olduğunu bilip de ona şükredenleri, nimeti Allâh'tan bilenleridir. Şüphesiz böylelerine yapılan yardım ise kaybolmaz.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Cenâb-ı Hak, Bakara Suresi'nin 43. ayet-i kerimesinde (mealen) "Hem namazı dürüst kılın ve zekatı verin..." buyurmuşlardır. zekat mali ibadetlerin en mühimidir. kur'ân-ı kerim'de seksenden fazla ayet-i celilede zikredilmiştir. Zekat, temizleyici bir ibadettir. Zekat ibadeti, hem zekatı verilen malı, hem de zekat veren kimseyi temizler. Nitekim ayet-i kerimede "Onların mallarından bir sadaka (zekat) al ki, onunla kendilerini tezkiye etmiş, temizlemiş olursun..." (Tevbe suresi, ayet 103), hadis-i şerifte "Mallarınızı zekat ile koruyunuz, hastalıklarınızı sadaka ile tedavi ediniz, belaları dia ve niyaz ile karşılayınız." buyurulmuştur.<br />
<br />
Zekatı vermek için müttaki, yani Allâhü Teâlâ'dan korkan ve itaat edenleri sseçmek, onların takvalarını arttırır ve mükafatı büyük olur. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) "Yemeğinizi müttaki kimselere yedirin, sadakalarınızı da mü'minlere verin." buyurmuştur.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Bilhassa ilim tahsil eden veya ilim sahibi ve ihlaslı fakirleri seçmek. Çünkü Allâh rızası niyeti ile ilim tahsili en büyük ibadettir. İbn-i Mübarek (rh.) sadakalarını bilhassa alimlerin fakirlerine verirdi. niçin böyle yaptığı sorulduğunda; "Ben, peygamberlikten sonra ilimden daha üstün bir rütbe olduğunu zannetmiyorum. ilim sahiplerinin ihtiyacını temin ederek, okumalarını sağlamak daha makbuldür." diye cevab vermiştir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. En iyisi nimetin Allâh'tan olduğunu bilip de ona şükredenleri, nimeti Allâh'tan bilenleridir. Şüphesiz böylelerine yapılan yardım ise kaybolmaz.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'in Güzel Ahlâkı]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Res%C3%BBlull%C3%A2h-Efendimiz-s-a-v-in-G%C3%BCzel-Ahl%C3%A2k%C4%B1</link>
			<pubDate>Wed, 01 Sep 2010 08:55:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Res%C3%BBlull%C3%A2h-Efendimiz-s-a-v-in-G%C3%BCzel-Ahl%C3%A2k%C4%B1</guid>
			<description><![CDATA[Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) insanların en halimi, en şecaatlisi, en adili, en çok iffet ve namus sahibi olanı idi. Mahremi olmayan, nikahinda bulunmayan hiçbir kadına eldeğmemiştir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) insanların en cömerti idi. elinde fazla birşey olduğunda onu verecek birini bulmadan evine girmezdi. Allâh'ın verdiği nimetlerin hurma ve arpa gibi en kolay bulunanından; nafakasını bulundurur, kalanının Allâh yolunda verirdi. Kendisinden istenen her şeyi verirdi. Hatta ayırdığı nafakasından verirdi. Bazen sene bitmeden önce ihtiyacı olur, ama bir şey gelmezse sabrederdi.<br />
<br />
 Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Kendi ayakkabısını tamir eder, elbibesini diker, ailesinin işlerine yardımcı olur, onlarla beraber et doğrardı.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) insanların en hayırlısı idi. Gözlerini kimsenin yüzüne dikmezdi. Kölenin de hür insanların da davetine icabet ederdi. İster bir yudum su olsun, isterse bir tavşan budu olsun hediyeyi kabul ederdi. Ve hediyenin karşılığını verirdi. Hediyeyi yer, sadakayı yemezdi. Rabbi için kızar, kendisi için kızmazdı. Hazır olan şeyi yerdi. Kölesini veya başkasını bineğinin terkisine alırdı. At, katır veya merkebe hangisi olursa binerdi.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şehrin en sonundaki hastaları dahi ziyaret ederdi. Güzel kokuyu sever, kötü kokulardan hoşlanmazdı. Fakirlerle oturur, miskinlerle beraber yerdi. Fazilet derecesi gözetmeden akrabalarını ziyaret ederdi.<br />
<br />
 Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Hiç kimseye cefa etmezdi. Kendisine özür beyan edenin özrünü kabul ederdi. Latife eder, ancak hakkı söylerdi. Gülmesi tebessümden ibaretti. Mübah olan oyunları gördüğünde, onları çirkin görmezdi. ailesi ile müsabakada bulunurdu (yarış ederdi.) Yemede ve içmede köle ve cariyelerine karşı üstünlükte bulunmazdı.<br />
<br />
Allâhü Teâlâ ona, bütün güzel ahlakı, güzel yolları, öncekilerin ve sonrakilerin haberlerini, dünyada ve ahirette neyin kurtarıcı olduğunu öğretti. Allâhü Teâlâ ona itaatte bizi muvaffak kılsın.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) insanların en halimi, en şecaatlisi, en adili, en çok iffet ve namus sahibi olanı idi. Mahremi olmayan, nikahinda bulunmayan hiçbir kadına eldeğmemiştir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) insanların en cömerti idi. elinde fazla birşey olduğunda onu verecek birini bulmadan evine girmezdi. Allâh'ın verdiği nimetlerin hurma ve arpa gibi en kolay bulunanından; nafakasını bulundurur, kalanının Allâh yolunda verirdi. Kendisinden istenen her şeyi verirdi. Hatta ayırdığı nafakasından verirdi. Bazen sene bitmeden önce ihtiyacı olur, ama bir şey gelmezse sabrederdi.<br />
<br />
 Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Kendi ayakkabısını tamir eder, elbibesini diker, ailesinin işlerine yardımcı olur, onlarla beraber et doğrardı.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) insanların en hayırlısı idi. Gözlerini kimsenin yüzüne dikmezdi. Kölenin de hür insanların da davetine icabet ederdi. İster bir yudum su olsun, isterse bir tavşan budu olsun hediyeyi kabul ederdi. Ve hediyenin karşılığını verirdi. Hediyeyi yer, sadakayı yemezdi. Rabbi için kızar, kendisi için kızmazdı. Hazır olan şeyi yerdi. Kölesini veya başkasını bineğinin terkisine alırdı. At, katır veya merkebe hangisi olursa binerdi.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şehrin en sonundaki hastaları dahi ziyaret ederdi. Güzel kokuyu sever, kötü kokulardan hoşlanmazdı. Fakirlerle oturur, miskinlerle beraber yerdi. Fazilet derecesi gözetmeden akrabalarını ziyaret ederdi.<br />
<br />
 Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Hiç kimseye cefa etmezdi. Kendisine özür beyan edenin özrünü kabul ederdi. Latife eder, ancak hakkı söylerdi. Gülmesi tebessümden ibaretti. Mübah olan oyunları gördüğünde, onları çirkin görmezdi. ailesi ile müsabakada bulunurdu (yarış ederdi.) Yemede ve içmede köle ve cariyelerine karşı üstünlükte bulunmazdı.<br />
<br />
Allâhü Teâlâ ona, bütün güzel ahlakı, güzel yolları, öncekilerin ve sonrakilerin haberlerini, dünyada ve ahirette neyin kurtarıcı olduğunu öğretti. Allâhü Teâlâ ona itaatte bizi muvaffak kılsın.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tembellik]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Tembellik</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 08:45:50 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Tembellik</guid>
			<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v.). tembellikten Allâh'a sığınmış: "Allâh'ım tembellikten ve aşırı yaşlılıktan sana sığınırım." buyurmuşlardır. Tembellik; gücü kudreti olmakla beraber yapması gereken şeyi te'hir etmek, geciktirmek veya hayırlı şeylere teşebbüs etmemektir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Hz. enes (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur: "Allâh'ım, acizlikten ve tembellikten sana sığınırım."<br />
<br />
Tembelliğin tedavisi; gayretli ve çalışkan kimselerle arkadaşlık etmek, tembellerden uzak durmaktır.<br />
<br />
Tembellik; fasıklarla, yağcılarla ve dinde zayıf olanlarla arkadaşlık etmekten uzak durmakla da tedavi edilebilir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Bir kişiyi bilmek için, onun arkadaşına bak. Çünkü arkadaş, arkadaşına uyar. Eğer hayırlı bir kimse ise ona hemen yaklaş, hidayete erersin. Eğer şerli ise ondan hemen uzaklaş. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmaktadır? "...O kimseye itaat etme (uyma) ki kalbini zikrimizden ğafil bırakmışız, hevasının (keyfinin) ardına düşmüş ve işi, haddini aşmak olmuştur." (Kehf suresi, ayet 28) Çünkü onların hali insana sirayet eder.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Tembellerle arkadaşlık etme, çünkü nice iyi ahlaklılar ahlakı bozuk olanlarla arkadaşlık yüzünden bozulmuştur. tıpkı bir ateş korunun küle konulduğu zaman sönmesi gibi akıllı akılsızın yanında sür'atle bozulur.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurdular: "Kuvvetli mü'min, zayıf mü'minden hayırlıdır." Zayıflık, taatte, amelde kuvvetli ve dinde salabet (metanet ve kuvvet) sahibi olanlarla arkadaşlık ederek tedavi edilir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v.). tembellikten Allâh'a sığınmış: "Allâh'ım tembellikten ve aşırı yaşlılıktan sana sığınırım." buyurmuşlardır. Tembellik; gücü kudreti olmakla beraber yapması gereken şeyi te'hir etmek, geciktirmek veya hayırlı şeylere teşebbüs etmemektir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Hz. enes (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmuştur: "Allâh'ım, acizlikten ve tembellikten sana sığınırım."<br />
<br />
Tembelliğin tedavisi; gayretli ve çalışkan kimselerle arkadaşlık etmek, tembellerden uzak durmaktır.<br />
<br />
Tembellik; fasıklarla, yağcılarla ve dinde zayıf olanlarla arkadaşlık etmekten uzak durmakla da tedavi edilebilir.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Bir kişiyi bilmek için, onun arkadaşına bak. Çünkü arkadaş, arkadaşına uyar. Eğer hayırlı bir kimse ise ona hemen yaklaş, hidayete erersin. Eğer şerli ise ondan hemen uzaklaş. Allâhü Teâlâ şöyle buyurmaktadır? "...O kimseye itaat etme (uyma) ki kalbini zikrimizden ğafil bırakmışız, hevasının (keyfinin) ardına düşmüş ve işi, haddini aşmak olmuştur." (Kehf suresi, ayet 28) Çünkü onların hali insana sirayet eder.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Tembellerle arkadaşlık etme, çünkü nice iyi ahlaklılar ahlakı bozuk olanlarla arkadaşlık yüzünden bozulmuştur. tıpkı bir ateş korunun küle konulduğu zaman sönmesi gibi akıllı akılsızın yanında sür'atle bozulur.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şerifte şöyle buyurdular: "Kuvvetli mü'min, zayıf mü'minden hayırlıdır." Zayıflık, taatte, amelde kuvvetli ve dinde salabet (metanet ve kuvvet) sahibi olanlarla arkadaşlık ederek tedavi edilir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hırs]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-H%C4%B1rs</link>
			<pubDate>Tue, 31 Aug 2010 08:34:36 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-H%C4%B1rs</guid>
			<description><![CDATA[Mal ve dünya sevgisi insanı hırslı olmaya götürür. Hırs ise insanın bütün ömür sermayesini ticaret vs. gibi şeylerle doldurmasına veya insanların ellerindeki şeylere tamah etmesine sebep olur. Tamah, hased ve kine sebeb olur. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular: "Ademoğlu ihtiyarlar, fakat onda iki şey gençleşir. Bunlar, mala ve ömre karşı hırsıdır."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Hz. Enes (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise şöyle biyirilmiştir: "Kimin hedefi ahiret olursa, Allâh onun zenginliğini kalbinde kılar. Onun dağınık işlerini toplar. Dünşa, zelil bir şekilde ona gelir. kimin ki hedefi dünya ise Allâh onun fakirliğini iki gözü arasında kılar. Onun toplu loan şeylerini dağıtır. Dünyadan ancak ona takdir olunan kadarı gelir."<br />
<br />
Allâhü Teâlâ'nın zenginliği insanın kalbinde kılması: Aza kanaat etmesi, çoğu elde etmesi, çoğu elde etmek için hırslanmaması demektir. Peygamberlerimiz'in kılıcında şu mısralar yazılı idi. Manası: "Dünyaya karşı hırsı terk et, uzun yaşamaya tamah etme. Kim için biriktirdiğini bilmeden mal toplama&#36; çünkü rızık teksim edilmiştir, su-i zan fayda vermez. Her hırslı fakirdir, her kanaat sahibi zangindir."<br />
<br />
Allâhü Teâlâ, bütün gayesi, hedegi ahiret olan kimsenin dağınık işlerini toplar ve onu gayesine ulaştırır. Onu hiç hesab etmediği yerden rızıklandırır. Hadis-i kudside şöyle buyurulmuştur: "Ey dünya, bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edene zahmet ver."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Yegane gayesi dünya olan kimse bütün ömrünü dünyayı elde etmek için sarf eder. Onun bütün fikri ve düşüncesi dünya olmuştur. Hatta dine dair şeyler onun yanında ehemmiyetsiz adetler gibidir. Fakirlik, onun iki gözünün önüne dikilmiştir. Halbuki hedefi dünya olan kimseye ancak onun için takdir olunan şey gelir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Mal ve dünya sevgisi insanı hırslı olmaya götürür. Hırs ise insanın bütün ömür sermayesini ticaret vs. gibi şeylerle doldurmasına veya insanların ellerindeki şeylere tamah etmesine sebep olur. Tamah, hased ve kine sebeb olur. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurdular: "Ademoğlu ihtiyarlar, fakat onda iki şey gençleşir. Bunlar, mala ve ömre karşı hırsıdır."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Hz. Enes (r.a.)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise şöyle biyirilmiştir: "Kimin hedefi ahiret olursa, Allâh onun zenginliğini kalbinde kılar. Onun dağınık işlerini toplar. Dünşa, zelil bir şekilde ona gelir. kimin ki hedefi dünya ise Allâh onun fakirliğini iki gözü arasında kılar. Onun toplu loan şeylerini dağıtır. Dünyadan ancak ona takdir olunan kadarı gelir."<br />
<br />
Allâhü Teâlâ'nın zenginliği insanın kalbinde kılması: Aza kanaat etmesi, çoğu elde etmesi, çoğu elde etmek için hırslanmaması demektir. Peygamberlerimiz'in kılıcında şu mısralar yazılı idi. Manası: "Dünyaya karşı hırsı terk et, uzun yaşamaya tamah etme. Kim için biriktirdiğini bilmeden mal toplama&#36; çünkü rızık teksim edilmiştir, su-i zan fayda vermez. Her hırslı fakirdir, her kanaat sahibi zangindir."<br />
<br />
Allâhü Teâlâ, bütün gayesi, hedegi ahiret olan kimsenin dağınık işlerini toplar ve onu gayesine ulaştırır. Onu hiç hesab etmediği yerden rızıklandırır. Hadis-i kudside şöyle buyurulmuştur: "Ey dünya, bana hizmet edene hizmet et, sana hizmet edene zahmet ver."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Yegane gayesi dünya olan kimse bütün ömrünü dünyayı elde etmek için sarf eder. Onun bütün fikri ve düşüncesi dünya olmuştur. Hatta dine dair şeyler onun yanında ehemmiyetsiz adetler gibidir. Fakirlik, onun iki gözünün önüne dikilmiştir. Halbuki hedefi dünya olan kimseye ancak onun için takdir olunan şey gelir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Helâl ve Harâm]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Hel%C3%A2l-ve-Har%C3%A2m</link>
			<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 09:09:21 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Hel%C3%A2l-ve-Har%C3%A2m</guid>
			<description><![CDATA[Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Helal talep etmek (kazanmak) her müslümana farzdır." buyurdular. Bazı insanların, tembellikten rehavete kapılarak 'zaten helal kalmadı' demeleri cehalettir.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Helal açıktır, haram ra açıktır. İkisi arasında şüpheli bazı işleri vardır." buyurmuştur. Allâhü Teâlâ da "Ey resuller! Safi (temiz) ve helal şeylerden yiyin ve iyi amelde bulunun." buyurdu. (Mü'minun suresi, ayet 51)<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Kim kırk gün helal lokma yerse Allâh onun kalbini nurlandırır, hikmet pınarlarını kablinden diline aktarır." Diğer bir rivayette "Allâh onu dünyada zahid kılar."<br />
<br />
Hz. SA'd (r.a.) Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'den duaları Allâhü Teâlâ katında kabul edilenlerden olmayı istedi. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Yiyeceklerini temiz (helal) kıl, duana icabet olunur." buyurdular.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Beytü'l-Makdis'in üzerinde Allâhü Teâlâ'nın bir meleği vardır. O her gece şöyle nida eder; haram lokma yiyen kimsenin sarfı (nafile ibadeti) de, adli (farz ibadeti) de kabul olunmaz."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Bir kimse on dirheme bir elbise alsa, parasının içinde bir dirhem haram olsa, o elbie üzerinde olduğu müddetçe Allâhü Teâlâ kıldığı namazı kabul etmez."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "İnsanın ateşte yanması, vücudunda haramdan bir et parçası meydana gelmesinden evladır."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Bir kimse kazandığı malın nereden geldiğine ehemmiyet göstermezse Allâhü Teâlâ da onun cehenneme nereden gireceğine ehemmiyet vermez."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "İbadet on parçadır. dokuzu helali talep etmektir."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Bir kimse günah yolundan kazandığı mal ile sıla-i rahim eder, onunla tasadduk eder veya onu Allâh yolunda harcarsa, Allâhü Teâlâ hiçbirini (kabul etmez ve) onların hepsini bir araya toplayarak cehenneme atar."<br />
<br />
İbn Abbas (r.a.) buyurdu ki: "Allâhü Teâlâ, karnında haram lokma olan kimsenin namazını kabul etmez."]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Helal talep etmek (kazanmak) her müslümana farzdır." buyurdular. Bazı insanların, tembellikten rehavete kapılarak 'zaten helal kalmadı' demeleri cehalettir.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Helal açıktır, haram ra açıktır. İkisi arasında şüpheli bazı işleri vardır." buyurmuştur. Allâhü Teâlâ da "Ey resuller! Safi (temiz) ve helal şeylerden yiyin ve iyi amelde bulunun." buyurdu. (Mü'minun suresi, ayet 51)<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Kim kırk gün helal lokma yerse Allâh onun kalbini nurlandırır, hikmet pınarlarını kablinden diline aktarır." Diğer bir rivayette "Allâh onu dünyada zahid kılar."<br />
<br />
Hz. SA'd (r.a.) Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'den duaları Allâhü Teâlâ katında kabul edilenlerden olmayı istedi. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Yiyeceklerini temiz (helal) kıl, duana icabet olunur." buyurdular.<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Beytü'l-Makdis'in üzerinde Allâhü Teâlâ'nın bir meleği vardır. O her gece şöyle nida eder; haram lokma yiyen kimsenin sarfı (nafile ibadeti) de, adli (farz ibadeti) de kabul olunmaz."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Bir kimse on dirheme bir elbise alsa, parasının içinde bir dirhem haram olsa, o elbie üzerinde olduğu müddetçe Allâhü Teâlâ kıldığı namazı kabul etmez."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "İnsanın ateşte yanması, vücudunda haramdan bir et parçası meydana gelmesinden evladır."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Bir kimse kazandığı malın nereden geldiğine ehemmiyet göstermezse Allâhü Teâlâ da onun cehenneme nereden gireceğine ehemmiyet vermez."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "İbadet on parçadır. dokuzu helali talep etmektir."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Bir kimse günah yolundan kazandığı mal ile sıla-i rahim eder, onunla tasadduk eder veya onu Allâh yolunda harcarsa, Allâhü Teâlâ hiçbirini (kabul etmez ve) onların hepsini bir araya toplayarak cehenneme atar."<br />
<br />
İbn Abbas (r.a.) buyurdu ki: "Allâhü Teâlâ, karnında haram lokma olan kimsenin namazını kabul etmez."]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[En Hayırlı Amel: Namaz]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-En-Hay%C4%B1rl%C4%B1-Amel-Namaz</link>
			<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 08:58:02 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-En-Hay%C4%B1rl%C4%B1-Amel-Namaz</guid>
			<description><![CDATA[Ayet-i kerimede mealen "...Kalpleriniz sukünet bulduğu vakit namazı tam erkaniyle edin. Çünkü namaz mü'minler üzerine muayyen vakitlerle yazılmış bir farzdır. (Nisa suresi, ayet 103) buyuruldu. Yani, 'namazı şartları, erkanı, vacibleri, sünnetleri, müstehabları ve adabından hiçbirisini ihmal etmeksizin eda edin' demektir.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud (r.a.) buyurdu ki: "Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) 'Hangi amel Allâh'a daha sevimlidir?' diye sordum. 'Vaktinde eda olunan namazdır.' buyurdular. 'Sonra hangisidir?' dedim, 'Ana babaya iyilikte bulunmak.' buyurdular. 'Sonra hangisidir?' dedim, 'Allâh yolunda cihaddır.' buyurdular.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Kul, büyük günah işlemediği müddetçe; beş vakit namaz, cumadan sonraki cumaya kadar, Ramazandan sonraki Ramazan'a kadar aralarındaki (küçük) günahlara keffarettir."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Allâhü Teâlâ kullarına tevhidden sonra namazdan daha sevimli bir şeyi farz kılmadı. Eğer namazdan daha sevimlisi olaydı, melekler onunla ibadet ederlerdi. halbuki meleklerin bazısı rüku, bazısı secde etmekte, bazısı kıyamda ve bazısı da ka'dededirler.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Namaz en faziletli ameldir. Kimin çok kılmağa kudreti olursa onu çoğaltsın." buyurdular.<br />
<br />
Namaz en hayırlı ameldir. Zira onun evveli gizli ve aşikar her nevi temizliktir. Sonra bütün himmet ve dikkat toplanır, namaza niyet ile kalb masivallâh (Allâh'tan başka her şey)den temizlenir. Sonra ellerin kaldırılması, Allâh'dan başka düşüncelerden alakayı kesmenin alametidir. Namazın ilk zikri Allâh'ı ta'zimin en güzel sureti olan tekbir (Allâhü Ember) demektir. sonra onun kelamı Kur'ân-ı kerim'i okumaktır. Vücudu, Allâhü Teâlâ'nın azametinden heybet, korku, tevazu, huzu ve huşu kaplar.<br />
<br />
Rüku ve secde, mü4minin kalbindeki ta'zimi bedeni ile ifade etmesi ve zikirleriyle onu tenzih etmesidir. sonra her harekette alınan tekbir, Allâhü Teâlâ'nın şöyle hakir bir kulun böyle bir ibadeti ile hakkı ödenmekten yüce ve büyük olduğuna işarettir.<br />
<br />
İşte bunların tamamı Allâhü Teâlâ'yı en iyi ta'zimdir ki ibadetlerden sadece namazda vardır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Ayet-i kerimede mealen "...Kalpleriniz sukünet bulduğu vakit namazı tam erkaniyle edin. Çünkü namaz mü'minler üzerine muayyen vakitlerle yazılmış bir farzdır. (Nisa suresi, ayet 103) buyuruldu. Yani, 'namazı şartları, erkanı, vacibleri, sünnetleri, müstehabları ve adabından hiçbirisini ihmal etmeksizin eda edin' demektir.<br />
<br />
Abdullah bin Mesud (r.a.) buyurdu ki: "Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) 'Hangi amel Allâh'a daha sevimlidir?' diye sordum. 'Vaktinde eda olunan namazdır.' buyurdular. 'Sonra hangisidir?' dedim, 'Ana babaya iyilikte bulunmak.' buyurdular. 'Sonra hangisidir?' dedim, 'Allâh yolunda cihaddır.' buyurdular.<br />
<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki:<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Kul, büyük günah işlemediği müddetçe; beş vakit namaz, cumadan sonraki cumaya kadar, Ramazandan sonraki Ramazan'a kadar aralarındaki (küçük) günahlara keffarettir."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Allâhü Teâlâ kullarına tevhidden sonra namazdan daha sevimli bir şeyi farz kılmadı. Eğer namazdan daha sevimlisi olaydı, melekler onunla ibadet ederlerdi. halbuki meleklerin bazısı rüku, bazısı secde etmekte, bazısı kıyamda ve bazısı da ka'dededirler.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. "Namaz en faziletli ameldir. Kimin çok kılmağa kudreti olursa onu çoğaltsın." buyurdular.<br />
<br />
Namaz en hayırlı ameldir. Zira onun evveli gizli ve aşikar her nevi temizliktir. Sonra bütün himmet ve dikkat toplanır, namaza niyet ile kalb masivallâh (Allâh'tan başka her şey)den temizlenir. Sonra ellerin kaldırılması, Allâh'dan başka düşüncelerden alakayı kesmenin alametidir. Namazın ilk zikri Allâh'ı ta'zimin en güzel sureti olan tekbir (Allâhü Ember) demektir. sonra onun kelamı Kur'ân-ı kerim'i okumaktır. Vücudu, Allâhü Teâlâ'nın azametinden heybet, korku, tevazu, huzu ve huşu kaplar.<br />
<br />
Rüku ve secde, mü4minin kalbindeki ta'zimi bedeni ile ifade etmesi ve zikirleriyle onu tenzih etmesidir. sonra her harekette alınan tekbir, Allâhü Teâlâ'nın şöyle hakir bir kulun böyle bir ibadeti ile hakkı ödenmekten yüce ve büyük olduğuna işarettir.<br />
<br />
İşte bunların tamamı Allâhü Teâlâ'yı en iyi ta'zimdir ki ibadetlerden sadece namazda vardır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Olmalı]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Olmal%C4%B1</link>
			<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 17:39:46 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Olmal%C4%B1</guid>
			<description><![CDATA[Gri günlerin ardında yağmur olmalı...<br />
Yağmalı dolu dolu...<br />
Ve güneşi getirmeli avucuna<br />
Usulca bırakmalı...<br />
Güneşin ardında sıcak olmalı<br />
Yakmalı kavurmalı...<br />
Ve sevdayı getirip yüreğine<br />
Sımsıkı bağlamalı...<br />
Sevdanın ardında tutku olmalı<br />
Denizler kadar derin...<br />
Dalmalı mavi hülyalara...<br />
Avuçlarında<br />
Yarin eli olmalı<br />
Olmalı...<br />
Denizler beni getirmeli sana.<br />
Yada alıp denizi ben...<br />
Sahillerimizde patlamalı dalgalar<br />
Uçsuz bucaksız koylarımızda<br />
Martılar bağırmalı.<br />
Olmalı hepsi...<br />
Olmalı...<br />
<br />
Çiğdem Altınöz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Gri günlerin ardında yağmur olmalı...<br />
Yağmalı dolu dolu...<br />
Ve güneşi getirmeli avucuna<br />
Usulca bırakmalı...<br />
Güneşin ardında sıcak olmalı<br />
Yakmalı kavurmalı...<br />
Ve sevdayı getirip yüreğine<br />
Sımsıkı bağlamalı...<br />
Sevdanın ardında tutku olmalı<br />
Denizler kadar derin...<br />
Dalmalı mavi hülyalara...<br />
Avuçlarında<br />
Yarin eli olmalı<br />
Olmalı...<br />
Denizler beni getirmeli sana.<br />
Yada alıp denizi ben...<br />
Sahillerimizde patlamalı dalgalar<br />
Uçsuz bucaksız koylarımızda<br />
Martılar bağırmalı.<br />
Olmalı hepsi...<br />
Olmalı...<br />
<br />
Çiğdem Altınöz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Can Kuşu]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Can-Ku%C5%9Fu</link>
			<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 17:39:06 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Can-Ku%C5%9Fu</guid>
			<description><![CDATA[Günler geçecek,<br />
Hükmünü sürmekte zaman.<br />
Gelecek beklenen,<br />
Ve olması gerekli an.<br />
Çırpınacak silkelenip<br />
Uçacak mavilere kanat açan kuş.<br />
Nefesi tükenene dek,<br />
Kanat çırpacak.<br />
Gelecek beklenen gün,<br />
Hükmünü sürmekte zaman.<br />
Düşmeye başlarken sarı sonbahar,<br />
Altın bir top olup batarken güneş,<br />
Konacak sakinliğine sığınıp.<br />
Yürek atımı kadar yakın<br />
Şahdamarından coşkulu.<br />
Nefesini alacak nefesinden,<br />
Ve arınarak geldiği yerden,<br />
Ve geçmişinden.<br />
Can bulacak<br />
Can kuşu...<br />
<br />
Çiğdem Altınöz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Günler geçecek,<br />
Hükmünü sürmekte zaman.<br />
Gelecek beklenen,<br />
Ve olması gerekli an.<br />
Çırpınacak silkelenip<br />
Uçacak mavilere kanat açan kuş.<br />
Nefesi tükenene dek,<br />
Kanat çırpacak.<br />
Gelecek beklenen gün,<br />
Hükmünü sürmekte zaman.<br />
Düşmeye başlarken sarı sonbahar,<br />
Altın bir top olup batarken güneş,<br />
Konacak sakinliğine sığınıp.<br />
Yürek atımı kadar yakın<br />
Şahdamarından coşkulu.<br />
Nefesini alacak nefesinden,<br />
Ve arınarak geldiği yerden,<br />
Ve geçmişinden.<br />
Can bulacak<br />
Can kuşu...<br />
<br />
Çiğdem Altınöz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Ben Yağmurum]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ya%C4%9Fmurum</link>
			<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 17:38:26 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Ben-Ya%C4%9Fmurum</guid>
			<description><![CDATA[Kararır gökyüzü ansızın,<br />
Çarpar bulutlar kahrederek,<br />
Ve bir ateş yanar...<br />
Bulutlar yanar,<br />
Yürek yanar.<br />
Sonra tek tek düşer damlalar,<br />
Toprak kokar,<br />
Yağmur kokar.<br />
Bir ateş yanar rüzgarında,<br />
Bin ateş söner.<br />
Ben yağmurum<br />
- gününe ve gecene yağan.<br />
Kararırsa bulutların ansızın,<br />
Ve şimşekler çakarsa özünde,<br />
Bak gözündeyim.<br />
Önce tek tek,<br />
Sonra sel olurum göğsüne...<br />
Aydınlanırsa yüreğin,<br />
Güneşler açarsa yüzünde,<br />
Neşeyim şimdi özünde.<br />
Yürürken bahtının yollarında.<br />
Yalnız ve dalgın,<br />
Ve görürsen açmış,<br />
Bir dal çiğdem<br />
Üzerinde çiğ damlası.<br />
O,benim.<br />
Sabahları dağılırken bulutlar,<br />
Yürüyorsan sokaklarda,<br />
Düşünüyorsan Nisan yağmurlarını,<br />
Havayı kokla,<br />
O,benim.<br />
Ararsa ellerin ellerimi,<br />
-gözlerinde yağmurlar,<br />
Üzülme.<br />
Yum gözlerini usuldan.<br />
Bak yüreğindeyim.<br />
Estirme hüzün rüzgarlarını,<br />
Kov sahilinden deli dalgaları.<br />
Sakin serin pınarlarda çağlar damlalarım.<br />
Dağlardan esen meltemlerde,<br />
Akan çeşmende benim.<br />
Yıka yüreğini temiz sularımda,<br />
Gönlünde melankoli kalmasın,<br />
Şifalıdır damlalarım,<br />
Ben yağmurum,<br />
Yağmur,<br />
Benim...<br />
<br />
Çiğdem Altınöz]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Kararır gökyüzü ansızın,<br />
Çarpar bulutlar kahrederek,<br />
Ve bir ateş yanar...<br />
Bulutlar yanar,<br />
Yürek yanar.<br />
Sonra tek tek düşer damlalar,<br />
Toprak kokar,<br />
Yağmur kokar.<br />
Bir ateş yanar rüzgarında,<br />
Bin ateş söner.<br />
Ben yağmurum<br />
- gününe ve gecene yağan.<br />
Kararırsa bulutların ansızın,<br />
Ve şimşekler çakarsa özünde,<br />
Bak gözündeyim.<br />
Önce tek tek,<br />
Sonra sel olurum göğsüne...<br />
Aydınlanırsa yüreğin,<br />
Güneşler açarsa yüzünde,<br />
Neşeyim şimdi özünde.<br />
Yürürken bahtının yollarında.<br />
Yalnız ve dalgın,<br />
Ve görürsen açmış,<br />
Bir dal çiğdem<br />
Üzerinde çiğ damlası.<br />
O,benim.<br />
Sabahları dağılırken bulutlar,<br />
Yürüyorsan sokaklarda,<br />
Düşünüyorsan Nisan yağmurlarını,<br />
Havayı kokla,<br />
O,benim.<br />
Ararsa ellerin ellerimi,<br />
-gözlerinde yağmurlar,<br />
Üzülme.<br />
Yum gözlerini usuldan.<br />
Bak yüreğindeyim.<br />
Estirme hüzün rüzgarlarını,<br />
Kov sahilinden deli dalgaları.<br />
Sakin serin pınarlarda çağlar damlalarım.<br />
Dağlardan esen meltemlerde,<br />
Akan çeşmende benim.<br />
Yıka yüreğini temiz sularımda,<br />
Gönlünde melankoli kalmasın,<br />
Şifalıdır damlalarım,<br />
Ben yağmurum,<br />
Yağmur,<br />
Benim...<br />
<br />
Çiğdem Altınöz]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Misafiri Dariltan Allâh'ı Darıltmıştır]]></title>
			<link>http://www.sefageldiniz.com/konu-Misafiri-Dariltan-All%C3%A2h-%C4%B1-Dar%C4%B1ltm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r</link>
			<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 08:46:27 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.sefageldiniz.com/konu-Misafiri-Dariltan-All%C3%A2h-%C4%B1-Dar%C4%B1ltm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1r</guid>
			<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Müsafire zorluk çıkarmayın, yoksa onu darıltırsınız. Müsafiri darıltan Allâh'ı darıltmıştır, Allâh'ı darıltana Allâh buğzeder, onu sevmez."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Fakir ve zenginin davetine gitmek sünnettir. Önceki peygamberlere indirilen bazı kitaplarda şöyle zikredilmiştir: "Bir mil yürü, hastayı ziyaret et, iki mil yürü, cenazeye iştirak et, üç mil yürü davete icabet et."<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Kura'ya da davet edilsem icabet ederim." Kura, Medine'ye birkaç mil uzakta bir yerin adıdır.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Nafile oruç tutan kimse davet edildiği zaman davete icabet eder, ikram edilenlerden yer ve sonra orucunu kaza eder. zira davet eden kardeşini memnun etmek, tuttuğu nafile oruçtan daha faziletlidir.<br />
<br />
Davet edildiği yerde şüpheli bir şey varsa gitmez. Davet eden kişi fasık, zalim, bid'at ehli veya davetiyle kibirlenen bir kişi ise yine icabet etmez.<br />
<br />
Davete icabet, karnını doyurmak niyetiyle değil, taat nedeniyle olmalıdır. kişi davet edildiği yerden ancak ev sahibinin izni ile çıkar. cenaze evine yemek götürmek müstehabdır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Müsafire zorluk çıkarmayın, yoksa onu darıltırsınız. Müsafiri darıltan Allâh'ı darıltmıştır, Allâh'ı darıltana Allâh buğzeder, onu sevmez."<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Fakir ve zenginin davetine gitmek sünnettir. Önceki peygamberlere indirilen bazı kitaplarda şöyle zikredilmiştir: "Bir mil yürü, hastayı ziyaret et, iki mil yürü, cenazeye iştirak et, üç mil yürü davete icabet et."<br />
<br />
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdu ki: "Kura'ya da davet edilsem icabet ederim." Kura, Medine'ye birkaç mil uzakta bir yerin adıdır.<br />
<br />
Ziyaretciler mesaj icerisindeki linkleri goremezler. Linkleri gorebilmek icin lutfen buraya tiklayarak kayit olunuz. Nafile oruç tutan kimse davet edildiği zaman davete icabet eder, ikram edilenlerden yer ve sonra orucunu kaza eder. zira davet eden kardeşini memnun etmek, tuttuğu nafile oruçtan daha faziletlidir.<br />
<br />
Davet edildiği yerde şüpheli bir şey varsa gitmez. Davet eden kişi fasık, zalim, bid'at ehli veya davetiyle kibirlenen bir kişi ise yine icabet etmez.<br />
<br />
Davete icabet, karnını doyurmak niyetiyle değil, taat nedeniyle olmalıdır. kişi davet edildiği yerden ancak ev sahibinin izni ile çıkar. cenaze evine yemek götürmek müstehabdır.]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>